Büyük Yok Oluş'ta karasal ve denizsel ekosistemlerin çöküşü 

Dünyanın en büyük kitlesel yok oluş olayında karasal ekosistemlerin çöküşünün okyanus kimyasının bozulmasına yol açtığı tespit edildi.

Bilim ve Aydınlanma

Permiyen-Triyas Kitlesel Yok Oluşu (Büyük Yok Oluş) yaklaşık 252 milyon yıl önce gerçekleşti. Denizlerde yüzde 90’a, karada yüzde 70’e yakın tür yok oldu. Büyük çapta bir toprak erozyonu, orman yangınları ve bitki çeşitliliğinde kayıp gerçekleşti.

Büyük Yok Oluş'un büyük çevresel değişikliklere yol açması gerektiği düşünülüyor ve özellikle karbondioksit (CO2), sülfürdioksit (SO2) gibi volkanik kaynaklı emisyonların yükselişiyle ilişkilendiriliyor. Yakın zamanda yapılan araştırmalar, bitki örtüsü bozulmasının denizel yaşamın bozulmasından önce gerçekleştiğini (ve denizel yok oluş sırasında da hızlandığını) gösterdi. Felaketten ilk etkilenen karasal ekosistemler olmuş görünüyor. 

Karasal yok oluşun sebepleriyle alakalı hipotezlerden bazıları:

1- Nemli sıcak bir iklimden dengesiz ve mevsimsel bir iklime geçişe bağlı olarak yangınların artması, sonuçta bitki örtüsü yoğunluğu ve çeşitliliğinin büyük ölçüde azalması olabilir,

2- Yok oluş sürecinde Dünya'nın farklı yerlerinde bulunan polen ve sporlar için, ozon tabakasının incelmesi nedeniyle oluşan Güneş'in UV-B radyasyonuna maruz kalıştaki artış olabilir,

3- Güney Afrika'daki Karoo Havzası'ndan gelen karasal sülfür izotop kaydının gösterdiğine göre bitki örtüsünün ciddi şekilde etkilenebileceği asit yağmurları olabilir.

Ardıl olarak gerçekleşecek bir diğer olay ise enerji kaynağı ortandan kalkan böceklerle birlikte besin zincirinin en alt seviyelerindeki kaynaklarda önemli bir düşüş olmasıdır. Bu Permiyen-Triyas Kitlesel Yok Oluşu'nun böceklerin en büyük ve belki de bilinen tek kitlesel yok oluşunu temsil ettiği düşünülmektedir. 

Denizel çöküşün nedenleri

Karasal yok oluşun sebebi tartışmalı olsa da, okyanus kimyasının bozulmasının nedeni Nature’da yayınlanan bir araştırmada ortaya çıkarıldı. Civa (Hg) ve karbon (C) döngülerini birleştiren yeni bir biyojeokimyasal model oluşturularak atmosfer-okyanus biyojeokimyasına (karasal volkanik akışlardan ayrı olarak) karasal katkı değerlendirildi. 

Kitlesel yok oluş sırasında karada ve denizlerde civa keskin bir şekilde artış göstermiş olmalı. Çünkü karasal rezervuarlarda depolanan civa, biyokütle kaybı ve artan toprak erozyonu nedeniyle hızla atmosfere karışmış görünüyor. Model ile volkanlardan atmosfere gaz salımı, canlı organizmalara dâhil olan zehirli civa döngüsü ve yanı sıra karbon döngüleri izlenerek kayaçlarda yapılan ölçümler ile karşılaştırıldı. Bu karşılaştırma karasal ekosistemlerin çöküşünün organik maddeyi, besinleri ve diğer biyolojik olarak önemli unsurları deniz sistemine kattığını ortaya koydu.

Çalışmanın yazarlarından Dr. Jacopo Dal Corso şunları söyledi: "Bu çalışmada, yaklaşık 252 milyon yıl önce gerçekleşen Permiyen-Triyas Kitlesel Yok Oluş’ta karasal ekosistemlerin çöküşünün deniz kimyasında ani değişikliklere neden olduğunu gösterdik. Karasal ekosistemlerin çöküşü, dünya tarihinin bilinen en şiddetli denizel yok oluşun tetiklenmesinde merkezi bir rol oynamıştır. Bu örnek karasal rezervuarın küresel biyojeokimyasal döngüleri düzenlemede ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Bu da ekosistemlerin daha fazla korunması gerektiği anlamına geliyor."

Karasal sistemlerdeki değişikliklerin denizel sistemlere etkisi açığa çıkarılan bu çalışma ile bitki örtüsünün ve toprağın korunmasının gerekliliği bir kez daha vurgulanmış oldu. Araştırmanın yazarlarından Dr. Benjamin Mills, 252 milyon yıl önce toplu bitki ölümünün ve toprak oksidasyonunun okyanusların kimyasını ciddi şekilde değiştirdiğini çalışma ile ortaya koyulduğunu söylüyor. Güncel olarak da büyük miktarlarda besin ve kimyasalları okyanuslara aktardığımızı vurgulayan Mills, mevcut pandeminin ardından “dünya ekonomileri” uyanırken ekosistemlerimizi korumaya öncelik vermek gerektiğini ifade ediyor. Oysa bahsedilen dünya ekonomilerinin, okyanuslara büyük miktarlarda besin ve kimyasal madde aktarımını bir sonraki kitlesel yok oluşa kadar sürdürmek istediği açıktır. Ekosistemleri korumak, mevcut sistemin taleplerini karşılamadığı için şu durumda mümkün olmamaktadır. Ekonomistlerin çokça sözünü ettiği sürdürülebilirliğin sağlanabilmesi için sitemin dayattığı rekabetçi kaynak kullanımının sona ermesinin gerektiği açıktır. Bu sürdürebilirliği sağlayacak sistem de her durumda şirket kârlılığını gözetmek zorunda olan fakat “yeşil” olan bir kapitalizm olamaz. 

[Bilim ve Aydınlanma - Çevre ve İklim Değişikliği Komisyonu/ Feyza Delibalta]

Kaynak: 

https://www.nature.com/articles/s41467-020-16725-4

https://phys.org/news/2020-06-insight-great-dying.html