19 Mayıs, bizim Cumhuriyetimizin ilk adımıdır, unutmuyoruz, hafife almıyoruz. Ciğersiz bir sultanın mülkünden büyük bir vatan yaratmayı böyle başardık. Kutluyoruz!

19 Mucizesi!

1789 Paris…. Uzun yıllardır huzursuz şehir patlamaya hazır. Bir yanda ayrıcalıklı soylular ve din adamları sınıfı var. Diğer yanda palazlanmış ve durumuna uygun siyasi pozisyon arayışındaki burjuvazi ve baskıdan, yoksulluktan bunalmış kalabalık halk yığınları. O yılın haziran ayında iki kuvvet karşı karşıya geldi. Çürümüş düzenin temsilcisi Kral 16. Louis, ayaktakımının kıpırdanışlarına alışıktı, pabuç bırakmaya niyeti yoktu. Kralın en büyük destekçisi Katolik Kilisesi ise yetkilerini doğrudan Tanrıdan alıyordu, paylaşılması düşünülemezdi. Haliyle muktedirler huzursuzların taleplerine sırtını döndü.

Yoksul Paris halkının buna cevabı 14 Temmuz 1789'da Bastille Hapishanesi'ni basıp siyasi tutukluları salıvermek oldu. Artık Paris sokaklarında devrimin sesi yankılanıyordu. Fransa’da kralın istibdadı alaşağı edilmiş, yerine San Just’nun deyişiyle "Hürriyetin istibdadı" kurulmuştu.

Bastille’in basılmasından iki yıl sonra bir kurucu meclis bir “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi” yayınladı. Bundan böyle düzenin karşısında Kralın ve Kilisenin kulları değil, Fransa’nın boyun eğmez yurttaşları vardı. Kurucu meclis ulusal egemenliğe dayanan bir anayasa ile yurttaşları yönetime ortak etti. Kral artık yetkilerini halkın seçtiği parlamento ile paylaşacaktı.

Süngüsü düşen kral ve adamları, ayaktakımının el koyduğu mülklerini kurtarması için Fransa kraliçesi Mari Antoniette’nin kardeşi olan Habsburg İmparatoru II. Leopold’ün kapısını çaldı. Kral ve kraliçe iktidarlarını korumak için Fransa’nın düşmanlarıyla iş tutmaya cüret etmişti. Biliyoruz, fıtratlarına uygundur. Kralların ve burjuvaların vatanı yoktur. Bizim vatan bildiğimiz onların mülkleridir. Gerekirse düşünmeden satarlar!

Bu ihanete Paris halkının cevabı Cumhuriyet ilan etmek oldu. Devrimci Cumhuriyet az zamanda ulusal birliği sağladı, dış tehdidi etkisiz hale getirdi. Eski düzenin kurtarıcı kahramanı Habsburg İmparatoru hiç gelmeyecekti. Kral XVI. Louis ve Kraliçe Marie Antoinette vatana ihanetlerinin bedelini canlarıyla ödedi.

Fransa’da devrimin eski düzenin izlerini silmek üzere attığı ilk adımlar şöyledir: Kilisenin mallarına el konuldu. Manastır yeminine son verilip, zalim papazlar kovuşturuldu. Kilisenin doğum-ölüm-evlilik kayıtları belediyeye devredildi, kadınlara boşanma hakkı tanındı. İnsan ve yurttaş hakları beyannamesi ile inanç hürriyeti yasal hale getirildi, kilisenin bu alandaki tekeline son verildi. Egemenliğin kaynağı ulustu, Tanrı bundan böyle hiçbir iktidara kaynak gösterilemezdi. Etnik ve dini kimlikler yerine ulusal kimlik öne çıkarıldı. Fransız yurttaşlığı karşısında bütün bu alt kimlikler artık hükümsüzdü. Devlet bireyleri özgürleştirmekle yükümlüydü. Eğitim millileştirildi, askerlik her yurttaş için zorunlu hale getirilerek ordu halk ordusuna dönüştürüldü. Böylelikle silah kullanma tekeli üst sınıflardan alınmış yurttaşlara verilmişti. Ve kilisenin günlük hayatı kontrol etmesinin etkili bir aracı olan takvim değiştirildi. Devrim sıfır yılı kabul edildi, aylara çiçek adları verildi, her şey çiçek gibi oldu!

Bu tarihin ilk sayısı 1, son sayısı 9’dur. Getir yan yana, 19 eder!

***

1917 Moskova... Paris’teki Bastille baskınından yüz küsur yıl sonra şehirde sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi görünüyordu. Kralın yerinde Çar oturuyordu. Katolik Kilisesinin azgın papazlarının yerini Ortodoks kilisesinin süslü papazları doldurmuştu. Kibirli soylular, emir kulu Saray memurları iktidarlarının ilelebet süreceği kanısındaydı.

1917 Ekim ayında hava birden değişti. Halk ayaklanmıştı. Petrograd’daki geçici hükûmetin devrilerek iktidarın Lenin önderliğindeki Bolşeviklere geçti. Devrimin amacı monarşiyi yıkmak, Rusya'yı emperyalist savaştan kurtarmak, toprakları aristokrasinin elinden alıp kolektif mülkiyete devretmek, işçi ve köylüleri temsil eden yeni bir iktidar kurmaktı.

Bir yıl sonra Çar II. Nikolay yakalanıp öldürüldü. Aynı yıl Rusya Federatif Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ilan edildi. Şehirde işçilerin ve kırda da köylülerin iktidarını ve ittifakını simgeleyen orak ve çekiç Rusya Federatif Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin arması olarak kabul edildi. Rus İmparatorluğu özerk cumhuriyetlere ayrıldı ve her ulusa yerel yönetimlerini örgütleme hakkı tanındı. Moskova’da özgürlüğün ve eşitliğin istibdadı kurulmuştu!

Ekim Devrimi’nin eski düzenin izlerini silmek üzere attığı ilk adımlar şöyleydi: Ortodoks Kilisesinin mallarına el koyuldu. İdam cezası kaldırıldı. Kilise devletten ayrıldı, eğitim alanındaki faaliyetlerine son verildi. Din ve inanç özgürlüğü güvence altına alındı. Dini propaganda yasağı getirildi. Kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı. Medeni kanuna geçildi. Soyluluk unvanları kaldırıldı. Eğitim ücretsiz ve laik hale getirildi. Ve kilisenin günlük hayat üzerindeki denetimine göre şekillendirilmiş takvim değiştirildi…

Bu tarihin de ilk iki sayısı 19’dur ve toplamaya, çıkarmaya ihtiyacı yoktur!

***

1923 Ankara… Hürriyet çığlığı eski başkentin duvarlarında yankılanalı 15 yıl olmuştu. Ama sonra iç savaş ve büyük savaş fırtınası üzerine gelmiş, Hürriyetin bütün izlerini silip süpürmüştü. Vatan, yeni sahiplerinin elinden kayıp gitmek üzereydi. Şehir yeni bir rüzgâra hazırlanmaktaydı.

1923’ten dört yıl önce, İskoçya'nın Glasgow kentinde inşa edilmiş Torocaderto adlı külüstür gemi limana yanaşmak üzere. Emektar 1894 yılında satın alınmış, adı Bandırma olarak değiştirilerek posta vapuru haline getirilmiş. Şimdi Kurtuluş Savaşı’na önderlik edecek adamı taşıyor. İnip, Samsun limanından Anadolu içlerine ilerleyecek.

Kurtuluş Savaşı 1922'de Mudanya Mütarekesi ile sona erdi. 6 Ekim'de TBMM ordusunu temsilen Refet Bele komutasındaki bir askeri birlik işgal altındaki İstanbul'a girdi. Halk Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları hakkında ölüm fermanı imzalayan, Millî Mücadeleyi bastırmaya çalışan Padişah Vahidettin'e öfkeliydi. Tıpkı diğerleri gibi o da mülkünü elinde tutmak için vatanı işgal edenlerle iş tutmuştu. Fıtratına uygundur. Padişahların ve burjuvaların vatanı yoktur. Bizim vatan bildiğimiz onların mülkleridir. Gerekirse düşünmeden satarlar!

TBMM hükûmeti 1 Kasım 1922'de hilafet ile saltanatın ayrıldığını ve saltanatın kaldırıldığını iki maddelik bir kanun ile ilan etti. 16 gün sonra Sultan Vahdettin, oğlu ve hareminin mensuplarıyla birlikte Boğaziçi'nde demirlemiş olan İngiliz zırhlısı ile Malta'ya kaçtı.

1923’te laik Cumhuriyet ilan edenlerin ilk adımları şunlar oldu: Hilafet kaldırıldı. Cuma günü tatil olmaktan çıkarıldı. Medreseler kapatıldı, dini okullar Milli Eğitim’e devredildi. Tekke ve zaviyeler kapatıldı. Kadına seçme ve seçilme hakkı tanındı, Medeni Kanun ilan edildi, bu alanda şerri hükümlere yer olmayacaktı. Haliyle şeriat mahkemeleri kapatıldı. Soyluluk unvanlarının kullanılması yasaklandı. Arap alfabesi yerine Latin alfabesinin kullanılmasına karar verildi ve elbette takvim sistemi değiştirildi. Bundan sonra egemenlik ulusundu. Egemenliği tanrıdan alan halife padişaha yeni ülkede yer kalmamıştı. Her tarafı 19’luktur!

***

Bayramına gelince: İlk defa 1926 yılında “Gazi Günü” adı altında Samsun'da kutlandı. 1935'te “Atatürk Günü”ne dönüştürüldü. Fenerbahçe Stadı'nda kutlanan bu ilk 19 Mayıs, yüzlerce sporcunun katılımıyla bir spor şenliği gönümü kazandı. Bu şenliğin ardından gerçekleşen Spor Kongresi'nde söz alan Beşiktaş Kurucu Üyesi Ahmet Fetgeri Aşeni kutlanan “Atatürk Günü”nün tüm gençliğe mal edilebilmesi için "19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı" adı altında her yıl yapılmasını teklif etti. Kongrede oylanan bu öneri kabul edildi ve yasalaştı. 12 Eylül Cuntası günü "Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı"na dönüştürdü. Atatürk’ü öldürmüşler anmasını yapıyorlardı! Ve günde yapılan kutlamalar ilk kez AKP iktidarında yasaklandı…

***

Çağımızın devrimci “ruhunun” özetidir bu; esası çürümüş eski düzeni devirme, yerine özgür ve eşit bir yeni ülke kurma hareketidir. Kralları, soyluları, papazları, halifeleri, sultanları, onların iktidarının ete kemiğe bürünmüş hali olan monarşileri, eskiye değin çürümüş olan ne varsa onu alaşağı ettiği için devrimdir adı. Bizler 250 yıldır dünyanın her yerinde çürümüş monarşileri devirip Cumhuriyet ilan ediyoruz. Her defasında yürüyen ölüler mezarlarından çıkıp geliyor, önlerine ne çıkarsa yıkıyor. Sonra kalkıp yeniden yapıyoruz, yenisini ilan ediyoruz. Çünkü biliyoruz, eşitlik ve özgürlük içinde yaşamanın başka yolu yok. Onların mülkünü bizim vatanımıza çevirme mücadelesidir, “19 mucizesi”dir!

19 Mayıs, bizim Cumhuriyetimizin ilk adımıdır, unutmuyoruz, hafife almıyoruz. Ciğersiz bir sultanın mülkünden büyük bir vatan yaratmayı böyle başardık. Kutluyoruz!